Siz bu satırları okuduğunuzda…

Almanlardan Fethullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!

…12 Eylül döneminden itibaren, intihal dahil, her türlü iftiraya maruz bırakılıp, 3 kez üniversiteden uzaklaştırılan, toplam 76 ceza ve disiplin soruşturmasına ve de 100’e yakın idari ve adli davaya maruz ve muhatap bırakılan ancak tümünden onanmış yargı kararlarıyla aklanan bir Cumhuriyet Tarihçisi olarak…

(Köstebek Önsöz s:9,10,11,14) Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en karanlık, en hazin dönemini yaşıyor. Bir tarafta Türkiye Cumhuriyeti’ni koşulsuz savunan, Atatürk ilke ve devrimlerinin sahibi ve takipçisi, aydınlanmacı, tam bağımsızlıkçı, sömürünün her türüne karşı, evrensel barıştan yana, yurtsever, ilerici, ulusalcı bir kesim var. Ancak, ne bir siyasal partiye, ne basın ve yayın kuruluşlarına, ne de kendilerini destekleyecek ulusal sermaye gücüne sahipler. Ülkenin elden gidişini sessiz çığlıklarla izliyorlar. İşlerini ve işyerlerini kaybedenler, üniversite kapılarında bekleyenler, sefalet sınırının altında yaşayanlar, ülke güvenliğini sağlamaya çalışırken, baba ocağına tabut içinde dönenler, Mumcular, Üçoklar, Aksoylar, Kışlalılar ve olup-biteni izleyen milyonlarca örgütsüz dağınık Türk yurtseveri!… Karşı tarafta ise ülkeyi etnik ve mezhepsel esasa dayalı olarak bölmeye, yer altı-yerüstü ekonomik kaynaklarını pazarlamaya, din devleti kurmaya ve halkın dinsel inançlarını sömürmeye, hatta Cumhuriyet’in başına numara koymaya kararlı, zengin, güçlü, dış destekli, örgütlü vatan hainleri ve işbirlikçileri ile peşlerinden sürükledikleri ulusal bilinçten yoksun diğer bir kesim!..

***

Uğur MUMCU, Bahriye ÜÇOK, Muammer AKSOY ve A.Taner KIŞLALI gibi cumhuriyet aydını yurtseverleri kendi sınırları içinde korumayan-koruyamayan Emniyet’in Fethullah Gülen’i hem de yurtdışında kimden koruduğu ise apayrı bir araştırma konusudur.

Türkiye’nin ulusal enerji politikalarını baltalayarak, enerjide Türkiye’yi Batıya bağımlı kılmak ve de ekonomide nefes aldıracak altın üretimini engellemek. AB ülkelerinin başlıca hedefi.

***

Türkiye siyasal konularda kararlılığını sergilerken, ekonomik konularda ise, tam bir teslimiyetçi politika izlemektedir.

***

Bu araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuç, Almanya’nın bizi bizden daha iyi tanıdığı gerçeğidir.

***

Kısaca ister Türk, ister yabancı sermaye, yer altı zenginliklerimizi ulusal ekonomimize kazandıracak her yatırım; işçimizin emeğinin sömürmeyecekse, çevreyi kirletmeyecekse, vergisini kaçırmayacaksa, ülke ekonomisine katkı sağlayacaksa, saygıya değerdir. Türkiye’deki altın olayına Almanya perspektifinden olduğu kadar, Atatürk’ün perspektifinden bakmakta yarar bulunmaktadır.

Girişten; Kitabın öyküsüne gelince; dedeleri Kırım’dan ve Rumeli’den anavatana göç etmiş Kemalist bir lise öğrencisi olarak, Kırım Türklerinin acılarla dolu tarihi ile alakalanmış; hatta ilginin de ötesinde, uygar dünyanın gözleri önünde devam etmekte olan bir vahşete karşı hiç değilse kendi insanımızı bilgilendirmenin gerekliliğine inanmıştım. Kitabın hareket noktası bu insani ve ulusal duyarlılığa dayanmaktaydı.

***

Kitapla ilgili bir özeleştiri yapmak gerekirse, o yıllarda devam etmekte olan “soğuk savaş”ın etkisinde, soydaşlarının vatanını gasp eden, soykırıma maruz bırakan Ruslar’dan ve dolayısıyla da komünist rejimden nefret eden; doğal olarak da karşı kutupta yer alan ABD’ye sempati duyan, ABD’yi Türkiye’nin ve Türk Dünyası’nın dostu-müttefiki olarak gören, ABD emperyalizmini tehlike ve tehdit olarak algılamayan bir bakış açısıyla söz konusu kitabı kaleme almıştım.

Ümmetten ulus aşamasına geçiş, sadece siyasal değil  sosyolojik bir gereklilik ve gerçekliktir. Yeniden ümmet aşamasına dönmeyi istemek; siyasal otorite önünde birey olmaktan vazgeçerek kulluğu kabullenmek irticanın, gericiliğin ta kendisidir.

FETHULLAH GÜLEN YAPILANMASININ TEHDİT POTANSİYELİ VE VARİSLERİ

Fethullahçılar yaklaşık 300 şirket ve holding, yıllık 600 trilyonluk ciro ve 25 milyar dolar tahmin edilen servetleriyle, sadece dinsel alanda değil, ekonomik alanda da vurdukları yerden ses getiren, üstelik dış ticaret becerileri olan girişimcileri ile dünyaya açılan büyük bir imparatorluk(!). Fethullahçı organizasyonun çökertilmesi için yalnızca siyasal desteklerin kesilmesi yada yasal önlemlerin alınması yetmiyor, para musluklarının da kapatılması gerekiyor. Demokrasinin ve ülke-ulus bütünlüğünün önündeki en büyük tehlikeyi oluşturan başta fethullahçılar olmak üzere tüm şeriatçılar, bölücüler, sözde ilerci sosyalistler, dönek solcu olarak tanımlanan ikinci cumhuriyetçiler, ortak deyimleriyle TeCe’ye karşı ittifak görünümündeler. Hem de demokrasi, barış, hoşgörü, insan hakları gibi evrensel değerleri arkalarına alarak. ABD’yi yönetenlerin, gerek kendi ülkelerindeki ve gerekse Asya, Avrupa ülkelerindeki tarikatlara yönelik olarak geliştirdikleri bir model söz konusu. Modelin amacı, tarikatları birer sivil toplum örgütü, gönüllü kuruluş(NGO) olarak yeniden yapılandırmak, mevcut düzene karşı uysallaştırmak. Kısaca böyle özetlemek mümkün. Her şeyden önce yapılanmanın bir sistematiği var. Öncelikle bireyin toplumsallaşması ile başlatılan süreç, suya bir taşın atılmasıyla oluşan halkalar gibi bireyi kuşatan çevreler yaratmaya dayanıyor. Bu çevreler eğitim, sağlık, teknolojiye dayalı iletişim kanalları, ekonomi, politika ve küresel gereksinimleri karşılıyor. Tüm bu çevreleri de kuşatan ve kendi inanç-düşünce sistemine göre oluşturulan bu toplumsal yapıya işlevsellik kazandırılması, siyasal erkte yani devlet yönetiminde de uzlaşmayı ya da paylaşmayı gerekli kılıyor.

ETKİ AJANLARI-NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU

…Türkiye için seçilmişlere bakıldığında, çobanlıktan gelenlerden, kola içmeye para bulamayanlara kadar uzanan yelpazede, Türkiye’nin iç ve dış politikasını ABD’nin çıkarlarına endeksleyenlerin yanı sıra, eski deyimle tüyü bitmedik yetimin hakkını fütursuzca çalacak kadar tamahkar, şehit cenazelerini sömürecek ölçüde aşırı muhteris, amacına ulaşma konusunda dün dündür diyebilecek kadar fırsatçı, işini bilen memurun el üstünde tutacak kadar erdem ve ahlak yoksunu, devletin örtülü ve örtüsüz tüm kıt kaynaklarını savuracak kadar hovarda, prens ünvanını alacak ölçüde küçük burjuva hırsızı niceleri adeta bir resmi geçit yaparlar, gözlerinizin önünde. Bunların hepsini tanırsınız: Kimileri Türkiye’yi soyup tekrar yetiştikleri yere kaçarlar -ve tabii asla iadeleri söz konusu olmaz- kimileri de misyonlarını -sanki Türkiye’nin değişmez yazgısıymışçasına- büyük bir sadakatle yerine getirmeye devam ederler.

ŞERİATÇI TERÖRÜN VE BATININ KISKACINDAKİ ÜLKE:TÜRKİYE Siyasallaştırılmış din olgusu, beraberinde kan davasına dönüşmüş dinsel çatışmaları da getirmektedir. Dinle devletin yüzyıllardır egemenlik çatışmasına sahne olan, kanlı engizisyon deneyiminden sonra siyasal-toplumsal uzlaşmanın sağlandığı hristiyanlıkta bile, Kuzey İrlanda örneğinde görüldüğü gibi, mezhepsel terör olayları henüz sonlanmış değildir. Terörizm hiç şüphesiz bir ideoloji değil, başlı başına bir stratejidir. Mevcut sisteme karşı silahlı başkaldırı olarak nitelenen terör hareketleri, yeni dünya düzeninde, ülkesel ve bölgesel sınırları, etnik ve hatta dinsel farklılıkları aşarak adeta küreselleşmiştir.